Sosyal Medya

ağustos/2019
/bülten

  • Çanakkale Çarşı ve Yaşam Merkezi Yarışması - 2. Ödül
  • Çanakkale Çarşı ve Yaşam Merkezi Yarışması - 2. Ödül
  • Terasloft Nilüferköy
  • Sinandede Kentsel Dönüşüm Projesi - Bursa
  • Sinandede Kentsel Dönüşüm Projesi - Bursa
  • Cami Tasarım Fikir Yarışması 1. Kategori - Eşdeğer Mansiyon Ödülü
  • Cami Tasarım Fikir Yarışması 1. Kategori - Eşdeğer Mansiyon Ödülü
  • Cami Tasarım Fikir Yarışması 2. Kategori
  • Cami Tasarım Fikir Yarışması 2. Kategori
  • Villa 206
  • Villa 206
  • Kore Savaşı Anma Alanı ve Ziyaretçi Merkezi
  • Kore Savaşı Anma Alanı ve Ziyaretçi Merkezi
  • Bursa Villa İç Mekan Tasarımı
  • Duaçınarı Kentsel Dönüşüm Projesi
  • CM² Mimarlık ve Tasarım Stüdyosu
  • CM² Mimarlık ve Tasarım Stüdyosu
SÖYLEŞİ

Çeperin Ritmi

Bursa menşeli CM² Mimarlık kurucuları Cansu Arcan Mumcu ve Mustafa Mumcu ile mimarlık ortamına dair görüşlerini, bu ortamın doğurduğu olanak ve güçlükleri konuştuk.

Ezgi Tezcan: CM² Mimarlık’ın kuruluş hikayesinden başlayalım. Nasıl bir araya geldiniz ve ofis yapısı hangi dinamikler etrafında şekillendi?

Cansu Arcan Mumcu: Dokuz Eylül Üniversitesi’nde lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, yüksek lisans için ikimizin de Dokuz Eylül Üniversitesi’ni tercih etmesi yollarımızı kesiştirdi. Bu süreçte ve sonrasında İzmir’de farklı ofis deneyimlerimiz oldu. Yaklaşık üç yılı kapsayan bu süreçte çalıştığım ofislerde birçok mimari projenin ve iç mekan projesinin farklı aşamalarında görev aldım. Mimarlık mesleğine dair yapabileceklerimizi daha ileriye taşıma fikriyle mesleki anlamda güçlerimizi birleştirme kararı aldık. Hayatlarımızı da birleştirme kararı almamız, bu bağlamda büyük bir etken oldu şüphesiz. Ofisimizi 2016 yılında Bursa’da kurduk fakat; bir araya geldiğimizden bu yana sadece Bursa’da değil Türkiye’nin farklı şehirlerinde mimarlığa dair çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Mustafa Mumcu: Yaşar Üniversitesi’nde lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, İzmir’de bir mimarlık ofisinde çalışıp, eşzamanlı olarak da Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine başladım. Eğitimimize devam ettiğimiz ve çalışma hayatına giriş yaptığımız üç yıllık bu süre zarfı mesleki açıdan, hedeflediğimizden fazla tecrübe kazanmamıza imkan verdi. Yeteneklerimizi, bilgi ve birikimlerimizi daha özgür bir biçimde hayata geçirme heyecanı ve ifade edebilme isteğiyle 2016 yılında CM² Mimarlık ve Tasarım Stüdyosunu kurduk.

Ezgi Tezcan: Genç ofisler arasında ağırlık olarak iki ana iş yapma biçimi görüyorum. Ya daha küçük ölçekli işlerle ilerleyip zaman içinde büyüyor ofisler ya da yarışma projeleri ağır basıyor. Siz nasıl bir yol izlediniz?

Cansu Arcan Mumcu: Ofisi açtığımız dönemde beklemediğimiz bir iş yoğunluğuyla karşılaştık. Bu bizim için oldukça heyecan verici oldu; hızlandırılmış bir öğrenme programı gibiydi. Çünkü kendi ofisiniz olduğunda, süreçler başka ofislerde çalıştığınız süreçlere göre ciddi farklılıklar gösteriyor. İş, proje ve süreç yönetimi tamamen size ait olduğundan çalışma sisteminizi belirlemeniz ve geliştirmeniz gerekli. Başlangıçta yakaladığımız bu yoğun süreç bizim çalışma sistemimizi hızlı bir şekilde biçimlendirmemizde fazlaca etkili oldu. 2016 yılında ofisi kurduktan sonra piyasadaki işlerde ilerlerken bir taraftan da açılan yarışmaları takip etmeye başladık, fakat önümüzde sözleşmesi yapılmış, teslim süresi belirli işler olunca yarışmalara katılmayı istememize rağmen, yarışmaları geri plana atmak durumunda kaldık ve hep erteledik. 2018’de Çanakkale Belediyesi’nin açtığı yarışma bizim için bu anlamda kırılma noktası oldu. Bu sefer, ne olursa olsun yarışmalara ilk adımı atalım, dedik. Bu, ikimizin de ilk yarışma deneyimiydi ve iyi bir dereceyle ödül almamız yarışmalara olan heyecanımızı hatırı sayılır oranda artırdı.

Mustafa Mumcu: Bizim için bu süreç biraz farklı işledi esasında. Farklı kulvarlar olmasına rağmen, yarışmalar ve piyasa işleri kesinlikle birbirini besleyen deneyimler ve süreçler. Yaptığımız her işte mesleki deneyim anlamında bir öncekinin bir sonrakini beslediğini söyleyebilirim. En başından beri bir taraftan piyasada farklı yapı türlerinde, ölçeklerde projelerimiz devam ederken bir taraftan yarışmalara katılma isteği içindeydik. Fakat iş yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde yarışmalara odaklanmak pek de mümkün olmuyor. Yarışmalarda proje yönetimi kadar süre yönetimi de oldukça önemli. Bu bağlamda, zamanın elverdiğince son bir yılda açılan yarışmaların üç tanesine katılma imkanı bulduk ve katıldığımız üç yarışmanın ikisinden ödül aldık. Eski yoğunluğunda olmasa da piyasadaki projelerimiz devam ediyor. Geçmiş yıllara bakıldığında bir yıl içinde açılan yarışma sayısı da oldukça azaldı. Fakat yine de, katıldığımız yarışmalar ve kısa sürede elde ettiğimiz başarılar bizim yarışmalara daha fazla zaman ayırmaya çaba göstermemizde etkili oldu.

Ezgi Tezcan: Mimari yarışmalara da katılıyorsunuz, çeşitli ödülleriniz var. Yarışma ortamına dair görüşleriniz neler?

Cansu Arcan Mumcu: Yarışmalar ofisleri canlı tutuyor. Bir kere, mimarlığa olan heyecanınız ve öğrendikleriniz/öğrenecekleriniz hiç bitmiyor. Farklı yerlerde, farklı alanlara, hatta belki daha önce hiç çalışmadığınız konularda proje üretme fikri, işin bizi çeken yönü. Kısıtlı bir sürede, süre ve proje yönetimini en kontrollü şekilde yapıp, sonuç ürün olarak önce kendi içimize sinen bir proje çıkarmak ilk hedefimiz oluyor. Yarışmaları, dışarıda yaptığınız projelerden ve işlerden farklı kılan çok fazla olgu var. Düşünsel anlamda özgürsünüz, serbestsiniz. Tabi ki şartnamenin ve ihtiyaç programının getirdiği kısıtlılıklar dahilinde ama yine de bu tasarımı ve yaratıcı fikirler üretmenizi güçlü kılıyor. Çünkü piyasadaki gibi doğrudan bir engele takılmıyorsunuz, tek engeliniz sizsiniz ve ekibiniz. Fikirlerinizde önce kendinizi ve sonra da ekibinizi ikna edebildiğinizde bu özgürlük paftaya aktarılıyor. Zira yarışmalarda kimliksizsiniz ve sadece fikirleriniz doğrultusunda ortaya çıkan projenizi paftaya/makete aktarabildiğiniz kadarsınız. Başından sonuna her aşamasında emek ve üretim dolu bir süreç. Bu sebeple yarışmalar mimarlığa ve mekansal üretime önemli katkılar sağlamakla birlikte; mimarların, mimarlık dünyasında varlık gösterebilmeleri adına oldukça etkili bir yöntem.

Son yıllarda geçmiş yıllara göre açılan yarışma sayısının önemli ölçüde azalması ve mimarlık sektöründe piyasadaki işlerin, mimarların büyük bir kısmı için neredeyse durma noktasına gelmesi, yarışma ortamına katkı sağladığı kadar, büyük bir zarar da veriyor. Şöyle ki; zaten kısıtlı sayıda yarışma açılıyor ve herkes bir şekilde iş sürekliliği sağlayabilmek adına yarışmalara dahil olmaya çaba gösteriyor. Durum böyle olunca; katılımcı sayısı yüksek oranda artış gösteriyor, bu nitelikli proje sayısının artmasıyla birlikte, niteliksiz proje sayısını da artıyor. Değerlendirme süreçlerinde, sayının fazlalığı değerlendirme sürelerine olumsuz etkiliyor. Özellikle bazı yarışmalarda jürinin, projeleri incelemeye yeteri kadar zaman ayırmadığını düşündürüyor katılımcılara, hatta şartnamenin en can alıcı noktalarında bile şartnameye aykırı düşen ama ödül grubuna girmiş projelerin bile varlığı söz konusu olabiliyor. Bu da katılımcıların yarışma ortamına olan güveni ve yarışmaya olan hevesini kırıyor. Açılan her yeni yarışmada; katılım sağlayacaksak ister istemez bu düşünceler dönüyor zihnimizde.

Mustafa Mumcu: Son yıllarda açılan yarışma sayısının azalması ve sektörel kriz etkisi ile katılım sayısının artması elde edilecek proje çeşitliliği ve niteliği açısından avantajlı bir durum oluşturuyor. Fakat son yıllarda açılan yarışmalarda hazırlanan şartnamelerin özensizliği ve tutarsızlığı, katılımın rekor düzeyde artması ve bunun sonucunda jürinin her projeye yeterli zamanı ayırmaması gibi sebeplerden dolayı açıklanan sonuçlar doğrultusunda tartışmaların artması kaçınılmaz oluyor. Bunun sonucunda istemsizce yarışma ortamına güven azalıyor diyebiliriz. Mimari yarışmaların, genç mimarlar için aynı zamanda mesleki yer edinme yarışması da olduğu düşüncesindeyim. Özellikle sektörel krizin baş gösterdiği bu dönemde; geçmiş yıllarda olduğu gibi, açılan yarışma sayısının fazla olduğu, şartnamelerin tutarlı ve nitelikli olduğu, jüri değerlendirmelerinin şartnameye uygun ve yeterli bir süre içinde gerçekleştirildiği, projelerin sadece fikir olarak kalmayıp uygulamaya geçirilebildiği bir yarışma ortamı beklentisiyle, yarışmalara katılım sağlamaya çalışıyoruz.

Ezgi Tezcan: Pratiğiniz Bursa merkezli olarak devam ediyor. Bursa da son dönemde göç alan bir şehir ve yapılı çevrenin çok hızlı dönüştüğüne dair kaygılar yükseliyor. Siz nasıl bir tablo görüyorsunuz, nasıl bir çalışma ortamı ve imkanlar sunuyor?

Cansu Arcan Mumcu, Mustafa Mumcu: Bursa, sanayi kenti olmasından dolayı sürekli göç alıyor, bu yüzden konut fabrikasına dönüşmüş bir hale büründü diyebiliriz. Tabi ki bu durum konut üretimi açısından avantajlı görünse de, tasarımlar yatırımcıların talep ve beklentilerine göre şekilleniyor. Bu durum farklı disiplinlere ait meslek gruplarının bu üretime katkı sağlamasından çok, geri planda kalmasına sebebiyet veriyor. Konu bu olunca sadece Bursa’da değil, Türkiye genelinde de aynı problemleri gözlüyoruz. Bursa özelinde ise konut üretimi açısından kentsel dönüşüm gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bursa’da kentin doğusunda kalan, eski yerleşime sahip ilçelerde riskli yapı sayısının oldukça fazla olmasına rağmen, yatırımcılar bölgelerin popülerliğiyle doğru orantılı olarak ve ihtiyaç durumunu gözetmeksizin, yeni yerleşim yerlerinde rant amaçlı dönüşümler yapıyor. Bu aşamada bir başka sıkıntı da kentsel planlamalar gerektirdiği hassasiyette yapılmaksızın, yoğunluk artışı dikkate alınmadan parsel bazlı dönüşümlerin onaylanması. Bütün bunların sonucunda hızlı ve yanlış dönüşüm hareketleri kaynaklı kaygıların artması olağan bir gerçek. Şehir bazlı dönüşümün ve yapılı çevre dönüşümünün makro ölçekten başlayıp ilgili disiplinler tarafından, mikro ölçeğe kadar bir bütün olarak ele alınması ve tasarlanması halinde bu tip problemlerin en aza ineceğini düşünüyoruz. Hal böyle olursa; başta mimarlar olmak üzere, kenti ilgilendiren diğer tüm disiplinler, mesleğini mesleğinin gerektirdiği şekilde yapma imkanı bulmakla birlikte, daha rasyonel çalışma ortamlarına kavuşmaları ve en önemlisi kentlerin düzenli, daha yeşil ve daha yaşanabilir olması beklenebilir.

Ezgi Tezcan: Türkiye tasarım ve mimarlık ortamını ofisiniz için çizdiğiniz gelecek bağlamında değerlendirirseniz, ne yöne doğru gidiyoruz sizce?

Cansu Arcan Mumcu, Mustafa Mumcu: Her geçen yıl bir öncekine göre daha da zorlaşıyor. Mesleki eğitimdeki kalitenin düşüşü, mimarlık ve tasarım adı altında farklı farklı isim kombinasyonlarıyla açılan fakat yetersiz eğitim veren yeni bölümler, mimarlık fakültelerinde sayı ve kontenjan artışı ile oluşan rekabet. Tasarıma ve tasarımcıya verilen önemin azalması. Yatırımcı için kalite ve doğru iş yapmaktan öte, ucuza mal etmenin ve para kazanmanın önemli olduğu, gerisinin pek de değerli olmadığı bir ortam. İstisnalar olması umut verici olsa da; genelleyecek olursak, içinde bulunulan durumu bu iç karartıcı şekilde özetleyebiliriz.

Öznesi “insan” olan bir meslek için, gidişatın bu yönde olduğunu görmek ve hissetmek sarf edilen çabayı daha da artırmamızı gerektiriyor. Mimarlığı bir yapı üretme ve inşa etme disiplini olarak görmekten öte; bir sanat olarak algılayarak ve bu bilinçle hareket etmeye çalışarak yolumuza devam ediyoruz. Ülkemizde her ne kadar “mimar kimdir, ne iş yapar, yaptığı iş neleri kapsar” gibi birçok bilinmeyenle yaşayan bir toplum egemen olsa da, biz bunlara gözlerimizi kapatarak kendi çizgimizi daha öteye taşıyabilmek, portfolyomuza yeni ve nitelikli projeler katabilmek adına sürekli bir çaba içindeyiz. Küçük bir ürün tasarımından, iç mekan tasarımına; mimari projeden, yarışma projelerine kadar her ölçekte ve emek verdiğimiz her durumda konunun gerekliliklerine göre, her işi kendi özelinde değerlendirerek ele almaya çalışıyoruz. Tasarımın ve projenin her aşamasında süreci bir bütün görüyoruz. Yaptığımız her yeni işte kendimize bir şeyler katmaya ve her işten keyif almaya uğraş veriyoruz. Çevreye ve doğaya zarar vermeden, insanların hayatına dokunmaya çalışıyoruz.