Sosyal Medya

haziran/2017
/bülten

  • Mahal Ofis Mekanı
  • Ayazma Sergisi
  • Çizgi G.D. Merter Ofisi
  • Epo Yapı Kimya Ofisi
  • Erbay Apartmanı Giriş Tasarımı
  • Erbay Apartmanı Giriş Tasarımı
  • Ezgi-Tayfun Evi / Banyo Tasarımı
  • Mor Çatı Kadın Sığınağı Ofisi
  • Oturma Ünitesi Tasarımı
  • Palmiye Apartmanı
  • Pembe Yalı - Anadolu Hisarı Restorasyon Projesi
  • Tuzla'da Villa Tasarımı
SÖYLEŞİ

Bugünün Koşullarını Okumak

Hem mimari üretimler hem de araştırma projeleri ve sergiler gerçekleştiren Mahal Mimarlık ortakları Burcu Tüm, Pınar Bayraktar ve Simge Balcı ile feminist okumalarla şekillenen ofis yapılanmalarını ve mimarlık ortamına dair görüşlerini konuştuk.

Ezgi Tezcan: Hepinizin ortak noktası var aslında: Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mezunsunuz. Birlikteliğiniz okul yıllarına mı dayanıyor?

Pınar Bayraktar: Biz Simge ile aynı dönemdeniz, Burcu üst dönemimiz ama aynı okulda olmanın ötesinde feminizm ve kadın okumaları üzerinden bir temas alanımız vardı bizim. Ve bu okumalarla birlikte, kadınlar olarak hep beraber bir ofis açsak nasıl işler yaparız şeklinde bir soru vardı aklımızda, hep de ileri bir tarihe erteliyorduk, “Beş-on sene sonra belki” diyorduk. Sonra, biraz da şans eseri, birkaç iş geldi. Biz de acaba bir ofis açma zamanımız geldi mi bunlar karşımıza çıkıyorsa diye bir tartışma içerisine girdik. 2013 yılında, Burcu ile ben serbest çalışıyorduk, Simge İtalya’daydı ve bir ortağımız daha vardı. Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana da üç kişi olarak yolumuza devam ediyoruz.

Simge Balcı: Üretme arzusu üzerinden gelişen bir süreç bu. Hepimiz mimarız ve kadın mimarlar olarak birlikte bir şeyler üretebiliriz mantığıyla yola çıktık. Buna dair bir derdimiz var. “Bunu neden yapmayalım ki? Kendi işimizi ve zamanımızı kendimiz organize edelim ve bunu hemen şimdi yapalım” dedik ve büyük imkanlar yokken yarattık bunu.

Burcu Tüm: Elimizde ne sermaye ne de ileriyi gördüğümüz projeler vardı ama biraz kendine inanmak ve güvenmek gerek.

Ezgi Tezcan: Kadın kimliği aslında önemli bir vurgu, ilk cümleniz de öyle başladı. Bu sizin pratiğinize nasıl yansıyor?

Burcu Tüm: Ofisteki birlikteliğimiz dayanışma yoluyla ve kolektif bilinç içinde yürüyor. Hiyerarşik bir yapı hissetmiyoruz. Ne konuşulması, ne görüşülmesi gerekiyorsa hep birlikte masaya yatırıyoruz. Ofis yürütmek, yalnızca mimarlık üretmek demek değil. Bir yandan müşteriler, maddi durumların organize edilmesi vs., bir yandan da ofisin yapılanması, temizliği gibi fiziksel durumlar var. Öte yandan nasıl bir mimarlık yapmak istiyoruz, bunu da tartışıyoruz. Birbirimize yakın mimarlık anlayışlarımız var diye girmedik bu ofisin içine. Kadın olmamızın ve bunun en yararlı tarafının da ortak bilinci oluşturabilmek, her şeyi tartışabilmek, yatay bir zemine yayabilmek, beraber yapabilmenin ortamını oluşturabilmekle alakalı olduğunu düşünüyorum.

Pınar Bayraktar: Piyasa içinde insanlarla temas ettikçe çok daha iyi anlıyoruz; herkes, bir ofisin içinde en azından mali süreci yürütecek, şantiyeyi yönetecek bir erkeğin olması beklentisinde. Her seferinde “Üç kadın mısınız? Bir inşaat mühendisi yok mu? O inşaat mühendisi de erkek herhalde?” gibi tepkilerle karşılaşıyoruz. Ama bir yerden sonra bu ofisi kadınların yürüttüğünü ve bunun mümkün olduğunu anlıyorlar. “Evet, üç kadın da gayet bir mimarlık ofisini yürütebilir, iyi tasarımlar, iyi uygulamalar yapabilir ve belediye işlerini, bürokratik süreçleri yürütebilir, finans denetimini yapabilir”i göstermiş oluyorsun bu şekilde. Eylemin varlığı bir şeyleri dönüştürüyor bence bu noktada.

Ezgi Tezcan: Çok ortaklı iş modeliniz ofisi yapılanmanızı nasıl etkiliyor? Yapma biçimlerinde nasıl ortaklaşıyor ya da ayrışıyorsunuz? Bir projeyi nasıl ele alıyorsunuz?

Simge Balcı: Buna tam da akademik bağlantılarımızla cevap verilebilir. Örneğin benim yüksek lisansım restorasyon, Pınar’ınki mimari tasarım, Burcu’nunki ise kent çalışmaları üzerine. Hepimizin bir başka konuya dair düşünme, fikir yürütme pratiği, farklı gündemlerimiz var. Tez çalışmaları, makaleler, konuya yoğunlaşmalar… Bunlar bir araya geldiğinde ortaya, farklı yönlerden tutulmuş bir mimari ürün çıkabiliyor. Sadece tartışmalar anlamında değil, projeye yansıyanlar anlamında da. Her şey her zaman konuşulduğu gibi karşılığını bulamayabiliyor çünkü.

Burcu Tüm: Ama zaten bu ayrışmaları, zenginlik olarak görmek bir tercih meselesi. Kent ölçeğinden mimarlık tarihine kadar çok farklı alanlardan meseleye yaklaşmak çok zenginleştirici bir hale dönüşebiliyor. Bu ofisin iş yapabilme kapasitesini de genişletebilen bir şey bu bizce. Her projede “konuyu nasıl başka noktalara çekebiliriz, başka bir tartışma alanına dönüştürebiliriz”i görebiliyoruz pratikte.

Simge Balcı: Bir de bu yeni yapılanma sürecinde, hem mekansal hem de form olarak bir değişiklik yaşadık. Hepimizin isteklerine cevap verecek şekilde hareket ettik. Bir kalıp üzerinden ilerlemedi süreç. Pınar ile ben Kadıköy’de ofisteyiz. Burcu daha hareketli olmayı, yurt dışında projeler yapmayı tercih etti. Kendimize bir alan tanıdık ama yine de birlikte yürütüyoruz. Farklılaştırdık, belki daha da farklılaşacak önümüzdeki senelerde. İsteklerimiz doğrultusunda pratiğimizi zenginleştirmeye çalışıyoruz. Temas kurduğumuz kentlere dair mimarlık yapmak gibi bir derdimiz de var, bunu yerelliği önemseyerek kurguluyoruz. Örneğin son süreçte Ege ve Karadeniz’de yürütmeyi planladığımız projeler üzerine çalışıyoruz. Çünkü hayatın kendi akışında bizi götürdüğü yerlere biz de mimari fikrimizle dokunmak istiyoruz.

Pınar Bayraktar: Mimarlık pratiğini deneyimliyoruz. Bir formu deniyoruz, o form içinde bizi tatmin etmeyen ya da eksik gördüğümüz kısımlar, ya da kişisel ihtiyaçlarımızı karşılamayan kısımlar neyse onu “başka bir formülasyona en makul biçimiyle nasıl uyarlayabiliriz”i tekrar tartışıyoruz. O, hayat gibi dönüşen, değişen bir pratik haline geliyor.

Ezgi Tezcan: Yurtdışında neler yapıyorsunuz?

Burcu Tüm: O ayağı, ben yapma niyetine girdim. Hem kendi araştırma konularım - yüksek lisansımın bana verdiği bir perspektifle - hem de Mahal’de tartıştıklarımızı başka bir alana taşımak gibi bir derdim vardı. Pratikte henüz tam işin içine giremedim; deniyorum, kentleri geziyorum. Neler yapabileceğimizi de kendi aramızda tartışıyoruz. Mimarlık pratiğinde, en azından yapı yapma pratiğinde bir şeyler bulmak çok zor. Ama başka yollarla mimarlığı nasıl tartıştırabiliriz? Bugün daha geniş bir perspektifle, İstanbul’dan Londra’ya, Londra’dan Beyrut’a, Beyrut’tan Umman’a mimari bakışımızın birçok yerde olabileceğini, hareketlilikle devam edebileceğimizi görüyoruz. Kent ölçeğinden daha küçük ölçeklere uzanan tartışma zemini nasıl yaratılabilir bunu sorguluyorum. Mahal’i bunun içine nasıl dahil edebiliriz, zaman içinde göreceğiz.

Ezgi Tezcan: Burada da araştırma projeleri yürütüyorsunuz. Ayazma’da yaptığınız iş de bu nitelikteydi değil mi?

Burcu Tüm: Günümüz mimarlık tartışmalarının bizi nereye götürdüğünü sorguluyoruz. Hem mimarlık ve kent teorileri üzerinden baktığımızda Batı perspektifiyle gelişen birçok tartışma var. Ayazma süreci de bu tartışmaların bir parçası. Mahalle ölçeğinde bir dönüşümün ve oranın dinamiklerinin belgelenmesi. Fiziksel olarak yapının ve neoliberal teorilerin dışında orada coğrafyanın bir gerçekliği var: su, doğa, ayazmanın kendisi. Haliyle orada, doğaya dair de bir tartışma açma fırsatı yakalıyoruz. Bazen coğrafyadan yapıya, bazen de yapıdan coğrafyaya bir gidiş geliş var mimarlık-kent alanındaki tartışmalarda ve bunu Ayazma’da çok iyi okuyabiliyoruz.

Ezgi Tezcan: Türkiye’deki mimarlık ortamını genç bir perspektiften izlerken neler görüyorsunuz peki ve nerede pozisyon almak istiyorsunuz geleceğe de bakarak?

Pınar Bayraktar: Kendi adıma, gelecekte olmak istediğim yer gibi bir önkoşul ya da mimarlığı katmanlara ayırmışız ve onun içinde kendimizi nereye taşıyacağız gibi bir algım yok aslında. Bugün durduğumuz yerden, mimarlıkla yerel anlamda ne kadar çok şeye temas edebiliyoruz ve o temas bizi nereye taşıyacak üzerinden okumaya çalışıyorum. Şu an çeperimizde olana ne kadar değiyoruz, onun ne kadar farkındayız, oradaki soruları görüp ne kadarına cevap aramaya çalıyoruz meselesi her daim aklımda ve hep bu çizgide olmak şimdilik benim hedefim, yükselecek bir aşama değil. Kadıköy’de, bulunduğumuz yerde, kentsel dönüşüm diye çok ciddi bir konu var örneğin. Mesleki olarak beni tatmin edecek olan akademik alana temas ettiğimde de, burada önümüze proje geldiğinde de, neyi değiştirebilirim diye bir soru işaretini akılda taşıma hali. O soruları tekrar tekrar kurcalamaya devam etmek ve bu anlamda diri kalabilmek, benim mimarlıktan gelecek anlamında beklediğim tek şey.

Simge Balcı: Ben, mimarlık ortamında bir tekelleşme görüyorum. Belirli kişiler belirli işleri yapıyor; bilinen mimarlar gibi bir algı var. Bizim de bu durumda “yeni” bir ofis olarak da piyasada yer edinmeye çalışma zorluklarımız var. Ofis Kadıköy’de olduğu için burası özelinde söylüyorum, jargonuyla “belediyeden projeyi hemen çıkarıyormuş” diyerek bir sürü müteahhit, bir sürü kat maliki belirli mimarları tercih ediyorlar. Bu anlamda piyasayla bağlantı kurarken birtakım zorluklar yaşıyoruz.

Geleceğe dair de şu andaki konumumuzdan çok farklı bir ofis modeli yok aklımda kesinlikle. Pratiğe dair konuşursak, biz ne zamanki daha fazla işe ulaşabilir hale geleceğiz, bunları başka ofislerle, çevremizdeki mimarlarla paylaşmak, kolektif bir iş modeliyle ilerlemek gibi bir fikrimiz var.

Burcu Tüm: Başından beri büyük sözler söyleme konusunda zorluk çeken bir ofis olduk. Kendi halimizden ve kendi yaşam biçimimizden yola çıkarak mimarlık yapmaya çalıştık. Yaptığımız işlerde küçük ya da büyük ölçekli olmasına bakmadan onu kendi pratiğimizle, büyük mimarlık söylemleri ile değil de bugünün getirdikleriyle, akışkanlık halinde yapmaya gayret ediyoruz. Kendi gündemlerimizi ofise taşıyarak, keyifle iş yapmaya çalışıyoruz özetle.